Sessizliği Enstrümana Dönüştürmek: Talk Talk ve Laughing Stock

Bir müzik stüdyosuna girdiğinizde genel kural bellidir: Katmanlar üst üste biner, boşluklar doldurulur, ritim dinleyiciyi yakalayacak bir vuruşa oturtulur ve nakarat olabildiğince parlak bir tavanla parlatılır. 1980’lerin sonuna doğru İngiliz pop grubu Talk Talk, radyoları fetheden synthesizer hitlerinin zirvesindeyken bu kuralı tersine çevirmeye karar verdi. 1991 yılının eylül ayında yayımladıkları Laughing Stock, popüler müzik tarihinde eşine az rastlanan bir yöntemin ürünüydü: Şarkıyı ses ekleyerek değil, kaydedilen seslerin büyük kısmını banttan silerek inşa etmek.
Grup, modern enstrümantasyonun doluluk baskısını reddedip sessizliği, enstrüman cızırtılarını ve oda akustiğini birer enstrüman gibi kullandı. Bugün müzik literatüründe post-rock türünün kurucu belgelerinden biri sayılan bu albüm, bir müzisyenin popüler formdan vazgeçip sesin fiziksel doğasına nasıl teslim olabileceğinin en somut laboratuvarıdır.
Wessex Sound Studios: Zamanın ve Işığın Askıya Alındığı Mekân
Albümün üretim süreci, Eylül 1990 ile Nisan 1991 arasında Londra Highbury’de eski bir Viktorya dönemi kilisesinden dönüştürülen Wessex Sound Studios’ta geçti. Vokalist ve besteci Mark Hollis ile prodüktör Tim Friese-Greene, dış dünyanın ritmini stüdyodan tamamen silmek istedi. Stüdyonun pencereleri karartıldı, duvar saatleri kaldırıldı ve mekân yalnızca 1960’lardan kalma projeksiyonlu yağ lambaları ile loş ışıklarla aydınlatıldı.
Bu klostrofobik ortam tesadüf değildi. Müzisyenlerin hangi saatte çaldıklarını, dışarıda havanın aydınlık mı yoksa karanlık mı olduğunu unutması hedefleniyordu. Ses mühendisi Phill Brown, yedi ay süren bu seansların müzisyenler üzerinde hem derin bir huzur hem de yoğun bir gerginlik yarattığını belgeler. Mühendis Brown, gün ışığından ve aile hayatından tamamen koptuğu bu dönemin zihinsel ağırlığı nedeniyle stüdyonun hemen yakınında bir daire kiralamak zorunda kalmıştı.
Stüdyoya davet edilen konuk müzisyenler ne çalacaklarını önceden bilmiyordu. Hollis ve Friese-Greene, müzisyenlere bir şarkının tamamını dinletmek yerine sadece akor dizilimini veya basit bir temayı verip saatlerce serbest doğaçlama yapmalarını istiyordu. Brown, bu seanslar boyunca kırk sekiz makara iki inçlik analog bant doldurdu. Ancak asıl beste süreci kayıt bittiğinde başladı.
İkili, kaydedilen bu devasa malzemenin yaklaşık yüzde seksenini miksaj aşamasında sildi. Günlerce süren bir viyola kaydından geriye yalnızca tek bir sürtünme sesi, saatler süren armonika doğaçlamasından sadece üç saniyelik bir nefes bırakıldı. Parçalar çalarak değil, ayıklanarak besteleniyordu.

On Metreden Gelen Davul ve Tek Notalık Solo
Dönemin ana akım müzik prodüksiyonu, davul kitinin her bir parçasına sıfır mesafeden mikrofon yerleştirip her vuruşu dijital olarak sıkıştırmayı standart kabul ediyordu. Phill Brown ve davulcu Lee Harris ise tam tersini yaptı. Harris, hiçbir referans parçası dinlemeden, stüdyonun yüksek tavanlı canlı odasında bazen günde on iki saat tek başına ritim kalıpları çaldı.
Brown, trampet ve bas davulun yanına koyduğu yakın mikrofonlar haricinde, davul kitinden tam on metre, yani yaklaşık otuz fit uzağa tek bir Telefunken U47 mikrofon yerleştirdi. Laughing Stock boyunca duyulan davul tınısının o uzak, derin ve odanın taş duvarlarına çarpıp gelen atmosferik hissi, bu mikrofonlama kararından doğdu. Ritim, kulaklığın içinde patlayan yapay bir ses değil; gerçek bir odanın içinde yankılanıp sönümlenen fiziksel bir hareketti.
Bu eksiltme estetiğinin en çarpıcı örneği dokuz buçuk dakikalık After the Flood parçasında yaşandı. Şarkının dördüncü dakikasında başlayan yetmiş beş saniyelik solo boşluğu için Mark Hollis, nefesle kontrol edilen eski bir Alman synthesizer’ı olan Variophon’u bir gitar amfisine bağladı. Cihaz teknik olarak arızalıydı; oktavlar arasında kontrolsüzce atlıyor ve yüksek bir geri besleme üretiyordu. Hollis başlangıçta iki notadan oluşan bir solo çaldı. Ancak ikili miksaj sırasında bu iki notanın bile parçanın dinginliğine fazla geldiğine karar verdi.
Solo, tek bir notanın amfide uzamasına ve cızırtıyla titreşmesine indirildi. Prodüktör Tim Friese-Greene, o tek notanın amfiden kükreyerek çıktığı anı hatırlarken artık ulaşılabilecek nihai sınıra geldiklerini, tek bir notadan sonra başka bir nota gelmesinin imkânsız olduğunu ve bunun yapacakları son albüm olacağını anladığını belirtir.
Parçaların ritmik matematiği de klasik pop şarkısı yapısını bilinçli olarak bozuyordu. İkinci parça Ascension Day, metrik olarak daralan bir yapıya sahipti: İlk kıta on mezür, ikinci kıta dokuz mezür, üçüncü kıta ise sekiz mezür sürüyordu. Hollis, vokal melodisini güçlü zamanda tutarken müzisyenlere zayıf zamanı güçlü zaman gibi hissettirerek ritmik bir asimetri kurdu. Şarkı, en gürültülü doruk noktasında hiçbir sönümlenme olmadan, makara bant makasla kesilmiş gibi aniden sona eriyordu.
Müzik çevrelerinde albümün açılış parçası Myrrhman ile kapanış parçası Runeii kelimelerinin eski dillerde alay konusu anlamına geldiğine dair bir internet efsanesi dolaşır. Oysa dilbilimsel olarak böyle bir karşılık yoktur; bu isimler grubun eski synth-pop teklileri Mirror Man ve Renée için türetilmiş fonetik hayaletlerdir. Grup, eski pop kimliğinin üstünü çizmek yerine onun yankısını tamamen yabancılaşmış bir dille yeniden mırıldanıyordu.
EMI Davasından Caz Etiketine
Laughing Stock albümünü anlamak için grubun plak şirketiyle verdiği kavgaya bakmak gerekir. Talk Talk, bir önceki albümü Spirit of Eden ile pop kalıplarını terk ettiğinde, bağlı olduğu EMI plak şirketi şoke olmuştu. Radyolara verilecek hiçbir tekli barındırmayan, klip çekilmeyen ve turnesi yapılmayan bu çalışma için EMI, gruba sözleşmedeki ticari tatmin şartını yerine getirmedikleri gerekçesiyle dava açtı.
Grup bu davayı kazandı ve EMI ile olan sözleşmesini feshetti. Ardından Polydor bünyesindeki caz etiketi Verve Records’a geçti. Verve, Hollis ve ekibine aradıkları tek şeyi verdi: Şirket yetkililerinin stüdyoya adım dahi atamayacağı tam bir sanatsal özgürlük.
Fakat bu özgürlüğün bir bedeli vardı. Laughing Stock, yayımlandığı dönemde ana akım müzik basını tarafından büyük bir kafa karışıklığı ve tepkiyle karşılandı. Dönemin etkili müzik dergisi NME’de eleştirmen Mark Beaumont, albüme on üzerinden dört puan vererek çalışmayı katlanılmaz derecede iddialı, kibirli ve korkunç olarak nitelendirdi. Beaumont’a göre grup, dinleyiciyi cezalandıran anlamsız bir sessizlik deneyi yapıyordu. Buna karşılık Melody Maker dergisi albümü yılın geri kalan bütün üretimlerini yetersiz kılacak bir başyapıt olarak savundu.
Albüm listelerde hiçbir ticari başarı gösteremedi. Basçı Paul Webb zaten albüm seansları öncesinde gruptan ayrılmıştı. Wessex Stüdyoları’ndaki yedi aylık zihinsel ve fiziksel yıpranmanın ardından Talk Talk, albüm çıktıktan kısa süre sonra sessizce dağıldı.

Çalınmayan Notaların Mirası
Döneminde ticari bir intihar gibi görünen bu radikal kırılma, birkaç yıl içinde modern alternatif müziğin referans noktalarından birine dönüştü. Müzik eleştirmeni Simon Reynolds, rock enstrümanlarını rock dışı amaçlarla kullanmayı, gitarı rif ve akor üretmek yerine tını ve doku aracına dönüştürmeyi tarif ederken post-rock kavramını ortaya attı. Reynolds’ın işaret ettiği temelin merkezinde Talk Talk vardı.
Radiohead’in gitar merkezli rock yapısından uzaklaşıp serbest caz ve oda müziği denemelerine giriştiği Kid A ve Amnesiac döneminde referans aldığı albüm Laughing Stock oldu. Bark Psychosis, Tortoise ve Sigur Rós gibi topluluklar, rock formatının sınırlarını aşarken Wessex seanslarında Phill Brown’ın mikrofonlama tekniklerini ve Hollis’in boşluk politikasını rehber edindi.
Mark Hollis, albüm çıktıktan sonra verdiği nadir röportajlardan birinde müzikal felsefesini tek bir cümleyle özetlemişti:
“İki nota çalmadan önce tek bir nota çalmayı öğrenin ve geçerli bir nedeniniz yoksa o tek notayı bile çalmayın.”
Hollis, kendi adını taşıyan sade bir solo albüm yayımladıktan sonra müzik endüstrisinden ve kamusal hayattan tamamen çekildi. Ailesiyle vakit geçirmek istediğini söyledi ve Şubat 2019’daki vefatına kadar bu kararından dönmedi.
Laughing Stock, popüler kültürün bitmek bilmeyen daha yüksek, daha parlak ve daha dolu olma talebine karşı verilmiş en güçlü yanıtlardan biridir. Bize bir eserin gücünün bazen içine doldurulan seslerle değil; oradan cesaretle sökülüp atılan, geriye bırakılan ve odanın boşluğunda titreşen çalınmamış notalarla ölçüldüğünü gösterir.
Yeni yazılardan haberdar ol
Ayda birkaç kez; yalnızca kalıcı içerik. Spam yok.