İZLEDİM / Silo – Sezon 1 ve Sezon 2

Distopyaları Seviyorum

Günlük hayatın akışı içinde pek farkında olmasak da, bundan 100 yıl sonra insanlığın nasıl bir noktada olacağını hayal eden, bunun üzerine kafa yoran birilerinin eserlerini okumak veya izlemek beni çok etkiliyor. Bu tür yapımlar, hem düşündürücü hem de ilham verici bir deneyim sunuyor.

Apple TV’nin bazı yapımları, bu tür bir boşluğu doldurmayı başarıyor. Tamamen bir fikir üzerine inşa edilmiş, detaylı bir dünya… Mesela Severance, bana farklı bir bakış açısı ve eleştirel bir düşünce sundu. Ancak, fikrin işleniş biçimini beğenmeme rağmen prodüksiyonun genel anlamda yeterli olmadığını düşündüğüm noktalar vardı.

Buna karşın See dizisi, özellikle ilk sezonuyla, beni derinden etkiledi. Görselliği, atmosferi ve ortaya attığı “İnsanlar görmenin ne olduğunu unutsaydı ne olurdu?” fikri inanılmazdı. Bu özgün yaklaşım ve işleyiş biçimi, beni gerçekten içine çekmeyi başardı.

Silo: Farklı Bir Distopya

Silo için durum biraz farklı. Bu seri, Hugh Howey isimli bir yazarın hayal gücüyle şekillenmiş. İlginç bir hayat hikayesi var Howey’nin: Tam yedi yıl boyunca yat kaptanlığı yaptıktan sonra hayalini gerçekleştirmek için bir kitapçıda çalışmaya başlıyor. Kısa hikayeler yazarak Amazon üzerinden e-kitap formatında yayımladığı serisi, büyük bir başarı elde ediyor. Öyle ki, Ridley Scott bile kitap haklarını alıyor. Günlerce listelerin zirvesinde kalan bu eserler, sonunda bir film yerine bir televizyon dizisine dönüşüyor.

Hugh Howey’nin kişisel blogunu incelemek isterseniz, hughhowey.com adresine göz atabilirsiniz.

Dizinin başrolünde, Dune serisinden tanıdığımız Rebecca Ferguson yer alıyor. Ona, rapper Common eşlik ediyor.

Silo’nun Hikayesi

Silo serisi, üç ana kitaptan oluşuyor:

  • Wool (2011)
  • Shift (2013)
  • Dust (2013)

İnsanlık, ileri bir tarihte, kendi kendine yeten ve “Silo” adı verilen devasa yer altı sığınaklarında yaşamak zorunda kalmış. 144 kattan oluşan bu dev yapıda, 10.000 kişi kurdukları düzen içinde yaşamaya devam ediyor.

Silo’nun toplumsal yapısı oldukça detaylı: Başkan, yargıç, şerif gibi önemli karakterlerin yanı sıra, jeneratör ve mekanik sistemlerin işleyişini sürdüren teknik ekip gibi gruplar da var. Ancak bu insanlar, Silo’dan önce ne olduğunu, bu yapıların neden inşa edildiğini ya da neden burada olduklarını bilmiyorlar.

Silo: Merak ve Distopyanın Buluştuğu Bir Dünya

İnsan doğası gereği, kısıtlandığında yapacağı ilk şey nedir? Dışarı çıkmak. Ancak Silo’da bu çok farklı bir anlam taşıyor. Eğer “Ben dışarı çıkmak istiyorum” diye kendi isteğinizle talepte bulunursanız, gerçekten de dışarı gönderiliyorsunuz. Fakat dışarının nasıl bir yer olduğunu gösteren tek bir kamera var ve bu kamera, dışarı çıkan herkesin kısa süre içinde öldüğünü gösteriyor. Sürekli olarak dışarısının güvensiz, içerinin ise güvenli olduğu mesajı veriliyor.

Peki ya insanlığın en temel dürtüsü, evrimleşmemizin en büyük sebebi, yani merak? Herkes dışarısını merak ediyor. Dahası, eğer dışarının güvenli olduğuna ya da kameradan görünen görüntülerin bir yalan olduğuna dair bir bilgi yayılmaya başlarsa, işler iyice karışıyor.

Silo, izleyenleri içine çeken, merak uyandıran ve her detayıyla büyüleyici bir dünya yaratmayı başarıyor.

İzlenimlerim ve Önerilerim

Dizinin ilk iki bölümü, son zamanlarda izlediğim en etkileyici başlangıçlardan birine sahipti. Öyle ki, bu bölümleri izlemeyecek olanların bile sadece bu giriş için ekran başına geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Kitapları okumadım ancak okuyanların yorumlarına göre dizi, kitaplara oldukça sadık ilerliyor.

Ben, ilk iki bölümün hatırına diziyi sonuna kadar izledim. Ancak genel olarak her sezonun ilk iki ve son iki bölümü hariç, kalan bölümlerin hikayeyi geliştirmek için çekilmiş, biraz uzatılmış seanslar olduğunu söyleyebilirim. Yine de bu, dizinin genel anlamda etkileyici bir deneyim sunduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Değişen İzleme Alışkanlıkları ve Silo

Bir zamanlar The Sopranos vardı. Bölümler yavaş, sakin ve derinlikli bir şekilde ilerlerdi, ama biz hiç sıkılmazdık. Çünkü o zamanlar Instagram Reels gibi hızlı içeriklere boğulmamıştık, Twitter’da 160 karakterle düşüncelerimizi hızla tüketme alışkanlığımız da yoktu. Eskiden sabretmeyi başarabiliyorduk. Şimdiyse 1 dakikadan uzun bir video izlemeye bile tahammül edemiyoruz.

Silo, sakin ve yavaş tempolu anlatımıyla, harika bir temele sahip. Büyük ihtimalle bu, kitaplara sadık kalınmasından kaynaklanıyor. Ancak kabul etmek gerekirse, biz artık eskisi gibi değiliz. Bu dizi geçmişte yayımlansaydı, izlemek inanılmaz keyifli bir deneyim olurdu.

Merak Uyandıran Bir Distopya

Tüm bunlara rağmen Silo, kendini izlettiren bir yapım. Hikayenin gelişimi, sonradan dahil olan karakterler ve o dünyanın işleyişi, izleyicinin merak duygusunu canlı tutmayı başarıyor. Spoiler vermemek adına detaylara fazla girmiyorum, ancak kurulan distopik dünyanın abartısız, gerçekçi ve oldukça etkileyici olduğunu söyleyebilirim.

Genel Değerlendirme

Sonuç olarak, Silo sakin temposu, detaylı dünya inşası ve güçlü hikayesiyle dikkat çeken bir yapım. Ancak günümüzün hızla tüketen izleme alışkanlıklarına pek uyum sağlayamayan, sabır isteyen bir anlatıma sahip. Bu durum, dizinin değerini düşürmese de, daha yoğun bir tempoya alışık izleyiciler için zorlayıcı olabilir. Yine de, merak uyandıran distopik dünyası, yerinde karakter gelişimleri ve kitabına sadık yapısıyla izlenmeyi hak ediyor. Her ne kadar kusursuz olmasa da, 10 üzerinden 7 puanlık bir deneyim sunmayı başarıyor.



Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir